Laisi Shihan – Röportaj

Laisi Shihan ile Aikido Üzerine..

1972’den bu yana gelen deneyim. Aikidoya farklı bir bakış açısı.. Bitmek bilmeyen enerji.. Aikidoyu dövüşten çok barış, hissiyat, uyum ve bütünlüğün sanatı olarak gören Finlandiya’nın ilk Shihan ünvanını hak eden 7. Dan ustası Juhani Laisi’yi, Kimusubi Dojo organizasyonuyla Fethiye ve İstanbul’da  yoğun bir çalışma yapmak üzere Türkiye’deydi. Shihan’ı yakalamışken aikido üzerine samimi bir sohbet gerçekleştirdik…

Aikidoyla nasıl tanıştığınızdan bahseder misiniz?

5 Eylül 1972 yılında başladım. Daha öncesinde Aikido hakkında pek bir şey bilmiyordum. 15 yaşlarımdayken judo sporuyla 1 sene kadar ilgilenmiştim. Ancak aikido ile tanıştığım zaman 20 yaşındaydım. O dönem bir gazetede aikido kulübü ile ilgili bir ilan görmüştüm. Hiç duymadığım ve hakkında merak uyandıran bir alandı benim için. Akşam çalışmasına aikido hakkında fikir edinebilmek için gittim. Çalışmaları ilgimi çekmişti ve böylelikle başlamaya karar verdim. Sonrasında da bir sene aikido çalıştım.

Peki ilk zamanlar aikido üzerinde çalışırken kendinizi nasıl hissediyordunuz?

Aikidoya başladıktan 1 sene sonra bu sporu sevdiğime ve devam etmek istediğime karar verdim.

Aikido alanındaki ilk eğitmeniniz kimdi?

Finlandiya’da ilk hocam Ismo Paivio idi. daha sonraları ise İsviçre’de yaşayan Japon Sensei  Ishimura ile tanıştım. O dönem 3 farklı ülkedeki gruplara ders veren Sensei, ayda bir Finlandiya’ya gelerek bizlere ders veriyordu. Kendisi çok deneyimli ve değerli bir hocaydı.

Aikido sizin yaşamınız için ne ifade ediyor?

Aikidoya ilk başladığımda fitness sporu gibi güç gerektiren bir spor olduğunu düşünmüştüm. Ancak işin içine girdikten sonra bunun çok daha ötesinde bir şeyler olduğunu kavramaya başladım. Fiziksel kondisyon bu sporun yalnızca bir bölümünü oluşturuyordu. Diğer önemli bölümü ise çok daha fazla heyecan verici ve büyüleyici idi.  bu çok konsantrasyon gerektiren ve farkındalığın oluşması ve gelişmesini sağlayan bir spor dalıydı. Her şeyi daha açık görebiliyorsunuz ve pratikler daha özgür. Öte yandan aikido içerisindeki her şey çok kurallı. Finlandiya’da 5 yıl kadar çalıştıktan sonra Ishimura Sensei ile 1977 yılında ilk defa Finlandiya’ya gelen Kubayasi Sensei ile daha farklı şeyler hissetmeye başladım. Onu ilk kez bir aikido gösterisinde gördüm. 1974 Stokholm’da, aikido federasyonunun hazırladığı gösteri ve toplantıda aikido konusunda önde gelen senseiler arasında sayılan Dosu’yu gördüğümde hareketleri ve tekniğinden çok etkilendim. Bu hareketleri nasıl bu şekilde yapabiliyor diye içimden geçirdim. 1977’de ise gösteride sensei çok açık, arkadaşça ve rahat görünüyordu, daha önce kendisini hatırladığımdan çok daha farklıydı. Aikidonun sadece samurai tekniği ya da öldürme metodu da değil, bunun çok daha ötesinde bir şey olduğundan bahsetti. Bunun gibi birçok bileşken bir araya gelip düşündüğümde aikido hakkında daha daha fazla kafa yormaya, çalışmaya ve onu geliştirmeye gayret ettim. Aikidonun yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel ve ruhsal yönünün olması beni çok daha fazla etkiledi. En sonunda yolumuz Endo Sensei ile birleşti. Onun aikidoya bakış açısını, teknikleri uygulama biçimini, felsefesini çok severek onun yolunda gitmeye başladım ve kendisinin çalışmalarına katıldım.

Daha sonra eğiticilik yapmaya başlayarak ve kulüp kurarak profesyonel anlamda çalışmalara başladım. Kulüplerimin adları Kimisubi ve Akebona. Yaşadığım yer olan Järvenpää’da hiçbir kulübün olmamasından dolayı orada kulüp kurmam çok doğal oldu.  Türkiye’de aikido çalışmalarını nasıl buluyorsunuz?Açıkçası Türkiye’de aikido ile ilgili fikir sahibi olmam İlker Bakışkan ile tanışmam sonucunda oluştu. Kendi talebiyle ortak tanıdığımız vasıtasıyla kendisiyle tanıştım, azmini ve bu konudaki cesaretini gördüm ve davetini kabul ettim. Böylelikle İlker Bakışkan’ın dojosuna (Kimisubi) geldiniz, değil mi? Çalışmalara nasıl katkıda bulundunuz peki?İlk geldiğimde İlker Hoca ve grubunun çalışmalarını gözlemledim. Kendilerine ve azimlerini takdir ettim. Ancak yaptıkları uygulamanın benim izlediğim aikidodan farklı bir uygulama olduğunu söyledim. Yani evet o da aikidoydu ancak benim benimsediğim Endo Shihan klanından gelen aikidodan çok farklıydı bana gösterdikleri. Çok daha fiziksel harekete, güce ve sertliğe dayalıydı. Dolayısıyla ya bu yolda devam etmeleri gerektiğini, ancak eğer bizim yolumuzu seçerlerse de her şeye sil baştan başlaması gerektiğini vurguladım. Büyük bir cesaret ve fedakarlıkla onca yıllık çalışmalarına sünger çekip, hissiyatı, felsefi boyutu ve gücü daha fazla içinde barındıran bu yolu seçti. Kendisini ve öğrencilerini bu konuda takdir ve tebrik ediyorum. Şimdi gerek Türkiye gerekse Finlandiya seminerlerinde gayet güzel performans gösteriyorlar. Ben de elimden geldiğince bildiklerimi ve öğretileri paylaşıyorum. Kendisiyle güzel bir dayanışma içerisindeyiz. Son olarak bu sanata ilgi duyan kişilere tavsiye ve önerileriniz nelerdir?Aikido yalnızca bir spor dalı değil, felsefesi olan bir yaşam tarzıdır. Şiddet ve fiziksel gücün aksine içerisinde barışı, huzuru ve dinginliği içerir. Aikidoyla ilgilenen kişi yalnızca teknik öğrenmekle sınırlı kalmaz, karşılaşacağı güçlüklerle başa çıkma gücünü içinde hissederek, yaşam dengesini kendisi kurabilmeyi de öğrenir. Kısacası aikidoyu ilgilenen herkese içtenlikle tavsiye ediyorum.